10 Nisan 2018 Salı

Yıllardır beklenen oyun The Last Guardian sonunda geldi. Peki, onu bunca yıl beklemeye değdi mi?

Bundan çok çgood enough uzun yıllar önce şeklinde bir giriş yapmak sanıyorum ki bu oyuna çgood enough yakışacak, çünkü The ultimate parent'ı uzun yıllardır bekliyoruz.

Yolculuğun ilk durağı kuşkusuz oyunun geliştirici ekibinin çıkarttığı ilk göz ağrımız olan ICO oluyor. Ardından gelen Shadow of the Colossus ise, ekibin başarısını taçlandırıyor. 2005 yılında ps 2 platformunda tanıştığımız bu "devasa" oyun, hatırladığım kadarıyla sixteen farklı devi, karakterimiz Argo ile alaşağı etmemizi gerektiriyordu. Ancak bunu yaparken geliştirici ekip, yarattığı görsellik ve eşsiz müziklerle bizim Shadow of the Colossus'a adeta aşıokay olabileceğimiz ihtimalini aklından geçirmemişti belki de. Önce playstation  2 platformunda oyunu defalarca kez bitirmiş, ardından da playstation  3'e gelen yenilenen sürümle, yıllar öncesinin tadını tekrar almıştıok.

Shadow of the Colossus'un yarattığı geniş yankı, kuşkusuz geliştirici ekibi sonraki oyunu hızla ele almaya yöneltti ve çok geçmeden de ekip, 2007 yılında The remaining guardian üzerinde çalışmaya başladı. Oyun ilk duyurulduğunda tarih 2009'u gösteriyordu. Ve böylece bizim de bekleme evremiz başladı... Ta ki wormüne dek.

7 sene sonra...

Evet, aradan yaklaşıok 7 sene kadar zaman geçmiş, ps 4'ün ardından playstation  4 seasoned da piyasaya çıkmışken, The remaining mum or dad da PS3'e değil, yeni konsollarda karşımıza çıokayıyor. Peki, bunca bekleyişe değdi mi? Hemen önce oyunun hikayesiyle söze başlayalım.

The final mother or father'da yine Shadow of the Colossus'tan hatırladığımız Argo gibi küçüok bir çocuğu canlandırıyoruz. Oyunda yine bir dev var ve bu devin advertı Trico. Ancak bu defa onu alt etmeye değil, onunla bağ kurmaya çalışıyoruz. Evet, The closing mother or father'da bu bağ çadequate önemli, az sonra daha detaylı olarak bundan bahsedeceğim.

Oyunun başında kendimizi baygın buluyor ve gözlerimizi açtığımızda nerede olduğumuzu hatırlamadığımızı fark ediyoruz. Sanıyoruz ki kaçırılmış ve devasa yapıların çevrelediği bir mekana getirilmişiz. Ancak burada yalnız değiliz, hemen yanımızda mızraklarla yaralanmış bir dev, yani ismiyle Trico boylu boyunca yatıyor.

İlk görevimiz onu bu mızraklardan ve bağlı olduğu zincirden kurtarmak oluyor ve oyun böylece başlıyor.

Çocuk ile "canavarın" müthiş bağı...

Oyunun hikayesi ile ilgili, tadını kaçırmamak için daha fazla bilgi vermeyeceğim, fakat incelemenin ilerleyen advertımlarında zaman zaman spoiler'lar yer alabilir, şimdiden uyarmamda fayda var.

The closing guardian, bulmacalara dayalı bir oyun olarak karşımıza çıokıyor. Sevgili yaratığımız Trico ile Trico'nun ve bizim hapsedildiğimiz devasa yapıların içinden çıkmaya çalışıyoruz. Bunu yaparken Trico'dan bolca backyardım alıyoruz. Fakat bunun için onunla aramızda bağ kurmaya ihtiyacımız var.

Oyunun ilk başlarında Trico ile bu bağ kuvvetli olmadığı için length pek backyardımcı olmayabiliyor. Hatta zaman zaman yüksek bir yere çıkacağınızda, onu yanınıza getirebilmek ve istediğiniz yere çıkabilmeniz için size yardımcı olmasını sağlamak uzun sürenizi alabiliyor. Fakat sonra öyle bir an geliyor ki, birden onunla iletişim kurabilmeyi başarıyorsunuz. Böylece Trico'ya kontrol tuşlarını kullanarak komutlar verebiliyor ve bu sayede oyunda yeni bir aşamaya geçebiliyorsunuz.

Bu arada oyundaki tek aksiyon, devasa yapıların arasında daracıok koridorlarda dolanmak veya kapalı kapılardan geçmek değil. Trico'yla sizin düşmanlarınız da çevrede kol geziyor. Yolculuğunuz boyunca zaman zaman karşınıza çıkan heykeller canlanarak sizi kaçırmaya, Trico'ya zarar vermeye çalışıyorlar. Taştan heykelleri Trico hallediyor. Tek yapmanız gereken onları Trico'nun önüne kadar çekmek, hepsi bu.

Trico, yaralandığında oyunun başında yaptığınız gibi mızrakları çıkartmanız gerekiyor. Öte yandan güç toplaması için ona güç sağlayan mavi fıçıları da çevreden bulup, yemesi için önüne getirmeniz şart. Ha bu arada şunu da söylemek gerek: Trico zaman zaman sinirleniyor ve çevreye okayükremeye başlıyor. Böylesi durumlarda sırtına tırmanıp onu severseniz, sakinleştiğini göreceksiniz.

Grafik ve kamera açıları

Shadow of the Colossus'u oynadınız mı bilmiyorum, fakat halen PS2'de oynanacak oyunların başında bu isim yer alıyor. Elimizdeki The ultimate father or mother'ın görselliği tam olarak Shadow of the Colossus benzeri.

Pastel renklerle bezenen tüm çevre detayları, Trico'nun tasarım ve davranış şekli ve elbette arka plan manzarası gayet güzel. Özellikle büyük ekranda oynuyorsanız, çevreye bakarken bir yağlı boya tablo karşısında oturduğunuzu sanabilirsiniz. Elbette daha detaylı hazırlanabilirdi. Bu anlamda The ultimate father or mother, elimizdeki PS4 ve PS4 pro'nun tüm gücünü kullanan bir oyun olmuyor. Daha çadequate PS3'ten uyarlanmış bir oyun gibi duruyor.

Ancak özellikle Trico'nun animasyonunu çarpıcı buldum. Grafiksel olarak oyunla ilgili belki de en güzel şey bu oluyor diyebilirim. Trico'nun davranışları bir süre sonra karakteriniz ile arasındaki bağı kuvvetlendirmekle kalmıyor, sizinle Trico arasında da duygusal bir bağ kurmayı başarıyor.

Bu arada şunu söylemek lazım: playstation  four seasoned sahipleri bu oyunu 4K Upscale ile oynayabiliyorlar.

Oyunla ilgili iki temel sıokayıntı var. Birincisi kontroller, bir diğeri ise kamera açıları. Kontrollerle başlayacak olursak ilk başlarda ciddi anlamda zorlanıyorsunuz. Bunu bir süre sonra aşguyız mümkün. Ancak daha rahat bir kontrol sistemi tercih edilebilirdi.

Daha büyüok sorun ise kamera açılarıyla ilgili zaman zaman büyüokay sıokıntılar yaşayabilmeniz. Oyunla ilgili en ciddi eksim bu yönde olacak. Zira özellikle dar alanlarda kamera açıları sebebiyle karakteri kontrol etmek büyüokay sıokayıntı haline gelebiliyor. Öyle ki oyuna sonra devam etmek isteyebiliyorsunuz.